Kişisel gelişim derken kendi başımıza ve/veya bu konudaki kitap, video, panel, sempozyum gibi araç ve etkinlikler yardımıyla gelişim anlayışını kast ediyoruz. Psikoterapi, kişisel gelişime hizmet etmekle birlikte diğer bir insanın da özne olarak bizimle etkileşimde bulunması nedeniyle “kişisel gelişim” olarak tanımlanmasının doğru olamayacağını düşünüyorum. "Birlikte gelişim", arkadaşlarımızla, dostlarımızla ve diğer yakın insanlarla iletişim halindeki bir gelişim anlamına gelir. Psikoterapi bu anlama gelse de profesyonel anlam taşıdığı için ayrı tutuyorum.
31 Ocak 2021
Kişisel Gelişim ve Birlikte Gelişim
06 Ocak 2021
Aşk, Sevgi ve Yalnızlık
"Bir aşkın çok coşkulu ve tutkulu başlaması tarafların birbirini ne kadar çok sevdiğinin değil daha evvel ne kadar çok yalnızlık çektiklerinin göstergesidir" (Erich Fromm).
12 Eylül 2020
Borderline Kişilik Bozukluğu
Bu yazımın konunun profesyoneli tarafından yazılmadığı, sadece kişisel araştırmalarım ve gözlemlerime dayalı amatör bir çalışma olduğunu baştan belirtmeliyim. Bu sebeple konu sizin için şayet çok önemliyse uzmanların ifadelerini esas almanızda fayda olduğunu da eklemeliyim.
Bununla
birlikte konuyla ilgili burada yazdıklarım sadece kitaplardan edindiklerimden
oluşmuyor. Yaşamım boyunca çeşitli dönemlerde yakın çevremde borderline sorunu
olan üç insan bulundu. Onlarla yaptığım konuşmaları ve gözlemlerimi teorik
bilgilerimle harmanlayarak vermeye çalışacağım.
Diğer yandan burada ortalama bir borderline profilini, henüz farkındalığı gelişmemiş ve değişim çabasına girmemiş borderlineları ele alacağımı da belirteyim. Her insan farklı ve özgün olduğu gibi her borderline profili diğerinden farklılıklar gösterebilir. Bu anlamda yalın borderline profili anlatımı da diyebiliriz yazdıklarıma.
Borderline adı verilen kişilik bozukluğunun dışarıdan en çok gözlenen özellikleri çalkantılı bir yaşam, ani ve uçta duygu-davranış değişiklikleri, öfke patlamaları. Bu sebeple halk arasında sıkça “dengesiz” olarak anılıyorlar. Borderline Kişilik Bozukluğu’nun toplumdaki yaygınlığı % 2 civarında gösteriliyor. Bence yüksek bir oran ve bu sebeple tanıyıp anlamakta fayda olabilir. Önce bilimsel kriterlere bakalım.
Otorite kabul edilen DSM 5
sınıflandırmasına göre borderline tanısı koyabilmek için erken ergenliğin
başından itibaren birçok bağlamda kendini gösteren aşağıdaki 9 kriterden 5’inin
ya da daha fazlasının varlığı gereklidir:
1) Terk edilmekten kaçınmak için çılgınca çaba gösterme
2) Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında giden, tutarsız ve gergin kişiler arası ilişkiler
3) Kimlik karmaşası
4) Kendine kötülüğü dokunacak en az iki dürtüsellik (para harcama, cinsellik, madde kötüye kullanımı, güvensiz araç kullanma vb.)
03 Eylül 2020
Özgürlük ve Bağlanma
Bunu Beethoven’ın 5. Senfonisini çalmak üzere bir araya gelen bir klasik batı müziği orkestrası metaforuyla anlatmaya çalışacağım. Yirmiye yakın çalgı çeşidi vardır böyle bir orkestrada. Her bir çalgıcı özgürüm diye kendi kafasına göre bir şey çalarsa diğerleriyle bağlantısı kopar. Ortaya anlamlı bir müzik çıkmaz. Bu durum postmodern dünya anlayışındaki günümüz bireyinin metaforik anlatımıdır. Bağlanmamayı özgürlük sanmak. Oysa çalgıcı şefe bağlanırsa yani şefin komutlarıyla uyumlu dolayısıyla diğerleriyle uyumlu çalarsa ortaya muhteşem bir eser çıkabilecektir. Burada muhtemelen pek çoğunuzun aklına ya metafordaki şef gerçeklikte bir diktatöre atıfta bulunuyorsa sorusu gelebilir. Ancak metaforumuzda Beethoven’ın 5. Senfonisi üzerine hep birlikte çalışan bir orkestradan bahsediyoruz. Yani dünya çapında ün kazanmış bir beste üzerinde mutabakat sağlanmış. Şefin de çalgıcıların da amacı bu besteyi hayata geçirmek. Şefin amacı çalgıcının amacından farklı değil, sadece görev yeri farklı. Çalgıcının şefin komutlarına uyması ve diğerleriyle uyumlu çalması onun özgürlüğüne zarar vermez. Hep beraber aynı parça çalınıyor olsa da kişi kendi özel yeteneklerini sergileyebilir. Birey hem bireyselliğini yaşar hem de toplumsallığını. Bu sebeple her toplumsal aidiyetlik kişisel özgürlüğün karşısında konumlandırılamaz. Bu ikili özel ilişkiler bağlamında da geçerlidir. Birisine bağlanmak özgürleşmenin karşıtı değildir. Yaratmayı düşündüğünüz yaşamdır belirleyici olan. Ya da bir düşünce sistemine veya örgütlenmeye katılmak da özgürlükten vazgeçmek olarak yorumlanamaz. Hangi amaç ve ilkeler çerçevesinde bağlandığınızdır belirleyici olan. Kuşkusuz her metafor bir konuyu hele böyle soyut yönleri olan konuyu tüm yönleriyle açıklayamaz. Bu metaforumda da denk gelmeyen yerler olacaktır mutlaka. Ama sanırım anlaşılacağı üzere postmodern bireyin özgürlük ve diğerlerine bağlanma anlayışındaki hataları göstermeye çalıştım.
Postmodern birey esere değil kendisine odaklanmıştır ve orada takılı kalmıştır. Kendi başınalığını özgürlük sanar. Diğerleriyle uyumlu ortak bir amaç (eser) çekici gelmez. Çünkü bir orkestranın bir besteyi hayata geçirebilmesi çok çalışmayı, çok zahmeti ama özellikle zaman zaman eleştirilmeyi ve kırılmayı, üzülmeyi göze almayı gerektirir.
Peki tüm bu zahmetlere ve risklere değmez mi?
30 Ağustos 2020
Film Okuması: 2001 Uzay Macerası (2001 A Space Odyssey)
Yönetmen Stanley Kubrick’in 1968 yılı yapımı olan “2001 Bir Uzay Macerası” adlı film liberal batı dünyasının önemli filmleri arasında sayılıyor. Senaryosunu yazar Arthur C. Clarke ile birlikte yazan Kubrick’in bu bilim-kurgu filmi dönemi için oldukça gelişmiş sayılabilen görsel efektleri ile filmin tek Oscar ödülünü almış. Devam etmeden evvel yazının spoiler içerdiğini belirtelim.
Film
girişinde insan türünün atalarının aleti keşfetmesi ile başlıyor ve tekil
insanın Nietzsche’nin “yıldız çocuk” deyimiyle atıfta bulunduğu üst insana (übermensch)
dönüşmesiyle sonlanıyor. Böylece film insanlığın nereden nereye gittiği ve
nasıl gittiği ya da gitmesi gerektiğine dair dolaylı ve dolaysız felsefi,
toplumsal, ekonomik belirlemelerde bulunuyor. Bu belirlemelerin neler olduğu, hangi
temellere dayandığı, doğruluk ve gerçeklik paylarının ne olduğu, nasıl bir
gelecek tasarımında bulunulduğu üzerinde duralım.
29 Temmuz 2020
Simgesel Büyük Ötekinin Kaybı
Simgesel büyük ötekinin anlamı bizim için rol modeli olanlar, ebeveynler, psikoterapistler, liderler, aydınlar, ideolojiler vb.
Simgesel küçük ötekinin anlamı ise bizim gibi olanlar yani arkadaşlarımız, komşularımız, tanışlarımız vb.
Günümüzün en büyük sorununu Lacancı terimlerle açıklarsak insanların simgesel büyük ötekini kaybetmesi veya bulamaması diyebiliriz kanımca. Simgesel büyük öteki neydi? Özetle bizim için rehber, yol gösterici olabilecek olanlardı. Bunları kaybeden, rehbersiz kalan, rehbersiz kaldığı için de kendisine anlamlı yaşam çizmekte zorlanan insanlığın bu boşluğu doldurma veya dolduramama çabalarının dramatik hallerini görüyoruz:
-Benlik şişinmesi veya narsisizm (ben çok güçlüyüm, çok güzelim)
-Depresyon (artık ümit yok)
-Saplantılı bağlanma veya fanatizm (bağlanacak bir şey buldum, onu bırakmayacağım)
-Dürtüsellik veya hazcılık (eğlenip kendimi unutacak bir şeyler buldum)
-Paranoya (bu kötü dünyadan korunmalıyım)
-İçe dönme (insanlardan umudum kalmadı)
-Histeri (bana bakın, ilgi çekiciyim)
-Delirme (gerçeklerle başa çıkamıyorum, hayali dünya yaratmalıyım)
Hepsinin ortak özelliği toplumsal yaşam içinde kendini anlamlı bir şekilde konumlandıramamak. Bunun sonucundaysa parçası olamadığın insanları hor görmek, içlerinden birine yapışarak diğerlerini dışlamak, içe dönmek ya da hayali bir benlik imajı yaratıp ona tutunmaya çalışmak gibi seçenekler dışında seçenek görülememesi. Görülemiyor çünkü rehber kaybedildi, ret edildi veya ona inanılamadı. "Benim rehbere ihtiyacım yok" şeklinde benlik şişinmesi geliştirildi. Var olan toplumsal düzense bu şişinmeyi destekledi veya kendi simgesel büyük ötekileri öne sürdü.
Tüm bu ve benzeri sorunların çözümü için simgesel büyük ötekinin ne anlama geldiği ve hangi simgesel büyük ötekilerin anlamlı olabileceği sorusuna yanıt aramak büyük önem taşıyor.
Şiddetin Kalıtsallıkla ve Toplumla İlişkisi
Öfke toplumdan değil kişinin kendisinden kaynaklanıyor diye düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Böyle düşünenler içinse soruyu şöyle soralım: Her bebek dünyaya saf ve temiz duygularla geldiğine göre sonradan onu öfkelendiren dış etkenler olmalı. Bu dış etkenler neler olabilir?
İlle de "Hayır, şiddet bunların genetiğinde var" diyorsanız şiddet ve diğer bazı davranışlarımızın kalıtsallıkla ilişkisine bakmamız gerekiyor. Burada genetik ve epigenetik olarak iki önemli kavram karşımıza çıkıyor. Genetik kavramını lise biyoloji derslerinden de biliyoruz ve artık yaygınlaştı. Ancak epigenetik kavramı henüz yaygınlaşmadı. Şiddet ve diğer bazı davranışlarımız genetikle değil epigenetik ile ilgili. Genetik ile ilgili olmadığı için şanslıyız. Yoksa çözüm bulma ihtimalimiz çok düşük olurdu.